Ara

İSİMSİZ VE KİMLİKSİZ

Hastanın Adı Soyadı: Angela Rosenberg

Cinsiyeti: Kadın

Yaşı: 46

Meslek: Avukat

Hikaye: Gençlik yıllarını Almanya’da bir Yahudi toplama kampında geçiren, savaşın sona ermesiyle, kurtularak Amerika’ya yerleşen Angela Rosenberg’e 1952 yılında Post travmatik Stres bozukluğu tanısı konmuştur. Hem ilaç hem de yatarak tedavi olmak üzere, uzun yıllar hastanemizin gözetimi altında olmuştur. 1 Haziran 1970 günü kırık cam parçasıyla boğazını kesmek suretiyle eşini öldürmüştür. Mahkeme kararıyla akıl sağlının yerinde olup olmadığı konusunda rapor verilmek üzere Ruh ve Sinir hastalıkları birimimizde 10 Haziran 1970 tarihinde tanı ve tedavisine başlanmıştır. Hasta, evli olduğunu ve kocasını öldürdüğünü hatırlamamaktadır. Disosiyatif amnezi belirtileri göstermektedir.

Doktor: Rachel Hasenksi

Tedavi Yöntemi: Bilişsel Davranışçı Terapi & İlaçlı Formal Hipnoz

Seanslarda ses kaydı alınmıştır. Bu kayıtlar deşifre edilerek dosyaya eklenmiştir.

1.Görüşme (10 Haziran 1970)

Doktor: Merhaba Angela. Beni hatırladın mı? Nerede olduğunu biliyor musun?

Hasta: Evet Doktor Rachel, sizi hatırlıyorum. Hastanedeyim. Daha önce de gelmiştim. Sayenizde artık kendimi çok daha iyi hissediyorum. Neden yine buradayım?

Doktor: Angela bugün 10 Haziran 1970 ve sen kocanı boğazını keserek öldürmek suçuyla yargılanıyorsun.

Hasta: Ben evli değilim ki! Siz neden bahsediyorsunuz?

Doktor: Peki bana bugünün tarihini söyler misin?

Hasta: Sanırım bugün Çarşamba. Tarih de 27 Mart 1948 olmalı.

Doktor: Peki buraya gelmeden önce ne yaptığını hatırlıyor musun?

Hasta: Ah tabii ki. Mezuniyet kıyafetimi diktirmeye terziye gitmiştim. Pazar günü mezuniyetim var. Sonunda başardım. Almanya’da tamamlayamadığım hukuk eğitimimi tamamlamayı başardım. Artık bir avukatım.

Doktor: Evet başardın Angela. Sen bir avukatsın. Ama bu çok uzun yıllar önceydi. Neden burada olduğunu biliyor musun?

Hasta: Uyuyamıyorum doktor. Her gece kabuslarla uyanıyorum. Gözlerimi kapadığım anda kendimi hep Almanya'daki kampta görüyorum. Savaş devam ediyor ve çok çaresizim. Korkuyla uyanıyorum. Sanırım ilaçlar işe yaramıyor. Yeniden buraya mı yatıracaksınız beni? Biliyorsunuz burada gece diğer hastaların çığlıkları ve karanlık beni daha çok korkutuyor. Sanrılar görmem için uyumama bile gerek kalmıyor. Ah o sesler… Sanki hala Almanya’da, soğuk zeminde, diğer Yahudilerle birlikte aç, susuz ve çok üşüyerek hayatta kalmaya çalışıyorum. Burası bana iyi gelmiyor. Evime gideyim doktor. İlacımı değiştirin ve evime gitmeme izin verin. Hem biliyor musunuz babamın Almanya’dan arkadaşı Mihael beni hukuk bürosunda işe aldı. Gerçi ben onu pek hatırlamıyorum. Ama bana hep ailemi anlatıyor. Almanya’daki hayatımızı… Dolayısıyla ona güveniyorum. O kahrolası zulümden sağ kurtulamayan annemi ve babamı hatırlatıyor bana. Birlikte harika işler yapacağımızı, bizden esirgenen adaleti sağlayacağımızı söylüyor.

Doktor: Angela hatırladığın son şey, 1948 yılında mezuniyetin için terziye gittiğin mi?

Hasta: Sanırım doktor. Bana bir ayna verir misin? Kendimi görmek istiyorum.

Doktor: Şu an buna hazır olduğunu sanmıyorum Angela. İzin verirsen hipnoz yöntemiyle hatıralarına ulaşmaya çalışacağım. Senin katil olabileceğini düşünmüyorum. Dolayısıyla neler yaşandığını bilmeliyiz tamam mı? Senin hatırlamanı sağlamalıyız.

Hasta: Çok yorgunum, kendimi iyi hissetmiyorum. Bugün eve gitmeliyim. Betty ve Fiona ile buluşup yeni işimi kutlayacaktık. Sanırım iptal edeceğim. Doktor? 1970 mi dedin? Ben artık kırk altı yaşında mıyım? Neden olanları hatırlamıyorum? Bana ne oluyor?

Doktor: Büyük travmalardan sonra amnezi yani hafıza kaybı yaşanabilir. Ne olduğunu birlikte bulacağız tamam mı?

Hasta: Dinlenmeliyim doktor. Çok uykum var. Dinlenmeliyim. Mezuniyetime bu şekilde gidemem. Söylesene doktor. Kocamın adı Elliah mı? Üniversite aşkımla evleniyor muyum doktor? Onu öldürmüş olamam değil mi? Elliah benim yakışıklı sevgilim. Mezuniyette bana evlenme teklif edeceğini biliyorum ve kabul edeceğim. Onu çok seviyorum biliyor musun? Göz kapaklarımı açık tutamıyorum doktor. Dinlenmeliyim. Mezuniyetime mor gözlerle gitmek istemem. Betty ve Fioana’ya bu akşam gelemeyeceğimi sen söyle olur mu? Hastanede olduğum için anlayışla karşılayacaklardır. Çok uykum var doktor. Kusura bakma artık devam edemeyeceğim. Uyumak istiyorum.

2.Görüşme (11 Haziran 1970)

Doktor: Hazırsan başlıyoruz Angela. Şimdi gözlerini kapatmanı ve derin bir nefes almanı istiyorum. Bir ormanda yürüyorsun, ayakların çıplak, çimenlerin kokusunu hissetmeni istiyorum. Çimenler ayağının altına her değdiğinde seni nasıl gıdıkladıklarını hisset. Rahatla. Güvendesin. Kuş seslerini dinle. Şimdi elini bırakacağım. Ormandan çıkmanı ve kocanla yaşadığın eve gitmeni istiyorum. Bunu yapabilir misin? Evini bulabilir misin?

Hasta: Caddeyi görüyorum. Ancak burası Springs Street olmalı. Evimden çok uzaktayım. Burası ofisime yakın. Ama bu şekilde gecelikle ve çıplak ayakla ofise gidemem.

Doktor: Gidebilirsin Angela. Merak etme seni kimse görmeyecek. Hadi ofise git ve bana orada neler olduğunu anlat.

Hasta: Ofisten içeri giriyorum. Haklısın kimse beni fark etmiyor. Sekreter masasında hararetle bir dosya arıyor. Avukatlardan biri başına dikilmiş onu fırçalayıp duruyor. Jemal hep böyle agresif ve sabırsız olduğu için umursamıyorum. Patronun kapısı kapalı. Bu durumda odasında ciddiye aldığı bir dava dosyasıyla ilgileniyor olmalı. Tam o sırada kapısı açılıyor ve ben kendimi görüyorum. Kapıdaki benim. Aman Allah’ım kırklı yaşlarımın sonunda olmalıyım. Kilo da almışım. Jemal’e dosyayı hala bulamadığı için kızıp kapıyı kapatıyorum.

Doktor: İçeri girebilirsin Angela. Kapıyı aç ve içeride kimler olduğunu, hangi dava için bu kadar endişelendiğinizi anlat.

Hasta: İçeride dört kişi var. Ben, patronum Mihael, neredeyse doksan yaşlarında bir adam ve kızı… Komşularından şikayetçiler. Yargılanmasını istiyorlar. Çünkü…

Doktor: Anlat Angela. Neden yargılanmasını istiyorlar? Komşuları onlara ne yapmış?

Hasta: Adamın sol gözünü ve ayak parmaklarını kaybetmesine sebep olmuş. Yıllar önce komşuları yüzünden adam sakat kalmış.

Doktor: Peki neden şimdi şikayetçi oluyor? Neden bunca yıl beklemiş?

Hasta: Çünkü başlarda onu tanıyamamış. Kim olduğunu anlaması zaman almış. Otuz yıl önce ona işkence eden, gözünü kaşıkla ters çevirip deney yapan, ayak parmaklarını kesince dengede durup duramadığına bakan ve her seferinde bir parmak daha kesip saatlerce ayakta tutan doktor olduğunu yeni anlamış. Almanya’da Auschwitz’de görevli Nazi bir doktor! Patronumla birbirimize bakıyoruz. Adam anlatırken titriyorum. Unuttuğumu, atlattığımı sandığım hikayeleri duymak beni o kadar çok rahatsız ediyor ki midem bulanıyor. Buradan çıkmalıyım. Daha fazla dinlemek istemiyorum. Lütfen buradan çıkmama yardım et.

Doktor: Tamam Angela, odadan ve hatta ofisten çıkıp ormana, bana doğru gelmeni istiyorum. Güvendesin, yanımdasın. Yavaş yavaş gözlerini aç Angela.

Hasta: Bugün aynaya bakabilir miyim doktor? Bugün kendimi görmek istiyorum. Buna ihtiyacım var. Kendimi iyi hissetmiyorum. Neden bu kadar yorgunum. Nasıl bir tedavi uyguluyoruz doktor? Kaç günde bitecek? Mezuniyetim var biliyorsun. Çantamı uzatır mısın? İçinde ayna olacaktı.

Doktor: Buraya ayna sokmanın yasak olduğunu biliyorsun Angela. Haydi şimdi biraz dinlen. Hazır olduğunda sana söz ayna bulacağım.

3.Görüşme (12 Haziran 1970)

Hasta: Bugün kendimi biraz daha iyi hissediyorum doktor. Hala hiçbir şey hatırlamıyorum. Ama sanırım verdiğin ilaçlar işe yarıyor. Bugün Fiona ve Betty gelebilir mi? Mezuniyet öncesi onlarla görüşmeliyim. Kıyafetlerimizin detaylarını, baloya kimlerle gideceğimizi konuşmalıyız. Saçlarımızı nasıl yapacağımıza karar vermeliyiz.

Doktor: Önce sorularıma yanıt vermek için gözlerini kapamanı istiyorum Angela. Hadi yine ormanın çıkışına gidelim.

Hasta: Çok karanlık doktor. Şehrin ışıkları yanmıyor. Ya da gecenin bir yarısı, herkes uyuyor olmalı emin değilim. Nerede olduğumdan da emin değilim. Bu mahalleyi pek tanımıyorum. Tek katlı bahçeli evler var. Bir köpek uluyor. Ben karanlıktan korkarım biliyor musun doktor? Ama şu an hiç korkmuyorum. Kendimi yalnız hissetmiyorum. Huzurluyum.

Doktor: Etrafına iyice bak Angela. Neden orada olduğunu anlamaya çalış.

Hasta: İşte ışıklar geldi. Karşımdaki evden çocuk sesleri geliyor. Ah Elliah! Kapıdan Elliah çıktı. Canım aşkım yaşlanmış. Aynı benim gibi… Ama hala çok yakışıklı, hala beni çok mutlu ediyor. Yanımda olduğu için huzur hissettiğimi anlıyorum. Burası kimin evi bilmiyorum doktor. Hatırlayamıyorum. Eliah’ın koluna giriyorum ve yürümeye başlıyoruz. Akşam yürüyüşlerini çok seviyoruz. Ona davayı anlatıyorum. Bunca yıl sonra bir Nazi subayının yargılanmasını sağlayabileceğimi anlatıyorum. Endişeleniyor. Bu davanın içinde olmamı istemiyor. Nedenini anlayamıyorum. Böyle bir fırsatı geri çevirmem için neredeyse bana yalvarıyor. Çok kızıyorum. Tartışıyoruz. Beni anlamasını istiyorum. Ama çok zor! Amerika’da doğup büyümüş bir Yahudi olarak benim yaşadıklarımı bilmiyor. Yargılanmaktan kaçmış ve bunca yıl kimliğini saklamayı başarmış bir Nazi’nin hapse girmesinin benim için anlamını bilmiyor. Korktuğunu benim için endişelendiğini tekrarlayıp duruyor. Daha fazla dayanamıyorum. Onu orada bırakıp koşarak eve gidiyorum. Beni anlamayan kimsenin yüzünü görmek istemiyorum.

Doktor: Evde ne oluyor?

Hasta: Bilmiyorum. Karanlıktayım ve bu sefer bu karanlıktan hiç hoşlanmıyorum. Hiçbir şey göremiyorum. Yalnızım, çok yalnızım. Kimse neler yaşadığımı anlamıyor. Ben Almanya’da annemi, babamı, yaşamadığım çocukluğumu, saflığımı bıraktım. Ben insan olmayı bıraktım. Ben neyim bilmiyorum. Bir insan gibi hissetmiyorum. Bir insanın sahip olduğu duyguların çoğunu hissedemiyorum. Ruhsuz bir beden gibiyim. Hiçliğinin ortasında; duygulara, yemek tarifi soracak bir anneye, gurur duyacak bir babaya, hatırlanmaya değecek bir geçmişe karşı doyurulmayacak bir açlığım var. Ah bu hissettiğim açlık. Diğer tüm duygularımı bastırıyor. İnsan açlıktan ölür. Ben ölemiyorum! Açlıktan kıvranarak yaşıyorum. Ama bu dava biraz olsun beni doyurabilir. Hayata tutunmamı sağlayabilir. Anlıyorsun beni değil mi doktor? O pislik Nazi’nin yargılandığını görmeliyim. Ya parmaklıklar arasında olmalı ya da tek bir kurşunla geberip gitmeli! Sahi ayna var mı doktor? Artık aynadaki aksime bakmalıyım. Çünkü böyle hissettiğimde bir tek aynada kendimi görünce yaşadığımı anlayabiliyorum. Lütfen bana bir ayna ver!

4.Görüşme (13 Haziran 1970)

Hasta: Bu sefer ormandan çıktığımda karşımda evimi buluyorum. Kocamla bağrışmalarımız sokağa taşıyor. Biraz daha yaklaşıyorum. Ama içeri girmek istemiyorum doktor. Bu kavgaya şahit olmak istemiyorum. Devam etmek zorunda mıyız?

Doktor: Hadi Angela, yapabilirsin. O kapıdan içeri girmelisin. Gerçeklerle yüzleşmelisin.

Hasta: Elliah son zamanlarda iyice delirdiğimi, beni terk edeceğini söylüyor. Bu davayı bırakmazsam bavulunu toplayıp gideceğini söylüyor. Gümüş tepsiyi mutfağa götürürken içindeki yansımama bakıyorum. Kendimle buluşuyorum. Sadece kendimi duymak istiyorum. Ama olmuyor. Ağlamaktan gözlerimin altı morarmış. Tepsiyi yüzüme iyice yaklaştırıyorum. Artık Elliah’ı duymuyor gibiyim. Kendi kendime sayıklıyorum. Toplama kampında olanları, davadaki savunmamızı elimizdeki kanıtları tekrarlayıp duruyorum. Elliah kendime gelmem için beni sarsıyor. Yüzüne bakıyorum. Hayır, hayır bu olamaz. Beni omuzlarımdan tutan... O! Hayır! Hayır! Ha…

Doktor: Angela o evden çıkıp ormana kaçmanı, yanıma gelmeni istiyorum. Uyanmalısın Angela. O evden çık! Derin nefes al. Korkma, ben yanındayım Angela. Hastanedeyiz. Güvendesin.

Hasta: Neler oluyor doktor? Benim yarın mezuniyetim vardı? Ben neden ağlıyorum? Kendimi hiç iyi hissetmiyorum. Elliah’ın bana aldığı yüzüğü gördüm biliyor musun? Sabah üniversitenin kampüsünde cebinden sigara çıkarırken parlayan taşı gördüm. Yarın gece evlenme teklif edeceğine eminim. Artık hazırlanmalıyım. Seansımıza başka zaman devam edelim olur mu? Aynayı uzatır mısın doktor? Elliah beni almaya gelmeden önce gözyaşlarımı silmeliyim. Yine gözlerimin altı moraracak. Neden durup dururken ağlama krizlerimden bir türlü kurtulamıyorum. Bugün caddenin köşesindeki mağazaya uğrayıp göz altı kapatıcısı almayı unutmamalıyım. Aynam nerde?

5.Görüşme (14 Haziran 1970)

Hasta: Neden beni hapse tıkmalarına izin vermiyorsun doktor? Neden delirdiğimi kanıtlamaya çalışıyorsun? Ya da ben hep deliydim değil mi? Söylesene doktor. Hayatı çalınan biri aklını o hırsızlardan saklayabilir mi? Her şeyi elinden alınırken aklını saklayabilecek bir yer bulabilir mi? Ben bulamadım. Haydi bir an önce başlayalım doktor. Başlayalım ve bitsin. Ne öğrenmek istiyorsan öğren ve bırak beni. Bugün mezuniyetim var. Geç kalmak istemem. Sen de geleceksin değil mi doktor? Kepimi fırlatırken kendimi bu hayatta yapayalnız hissetmek istemiyorum. Annemle babamın beni gördüğüne inanıyorum biliyor musun? Benimle gurur duyduklarını biliyorum. Evet nereden başlıyoruz. Yine aynı orman mı? Bu sefer evin salonundayım. Önümde koca bir şişe viski var. Yarısı boş. Başım bu kadar döndüğüne göre biraz önce bir dikişte içmiş olmalıyım. Koltuktan uzanıp viskiyi almak isterken yere yuvarlanıyorum. O kadar mutsuzum ki, davayı kaybettik doktor. O pislik herifin Nazi subayı olduğunu kanıtlayamadık. Müvekkilimizi görmeliydin. Gözyaşlarını tutamadı. Nefes alamadı ve ambulans çağırmak zorunda kaldık. Umarım kalbi dayanabilmiştir. Benim kalbim dayanamazken o nasıl dayansın ki söylesene doktor. Etrafımda dönen tüm eşyaların arasında bir siluet görüyorum. Bana doğru geliyor. Kim olduğunu anlayamıyorum. O kadar sarhoşum ki… Elimdeki içki şişesini alıp beni yerden kaldırmaya çalışıyor. İstemiyorum. Kimse bana dokunmasın! Kimse bana yaklaşmasın. Elimden tutmasın, bana iyileş demesin kimse! İyileşmeyeceğim! İyileşebilecek bir ruha sahip değilim! Bir ruhum bile yok benim. Bedenimin içi boş! Bunları beni kaldırmak isteyen herkese bağırmak istedikçe daha çok susuyorum. Avazım çıkana kadar, boğazım yırtılana kadar susmak istiyorum. Anlatsam da anlamayacakları için kulaklarını sessizlikle kanatmak istiyorum. Ama o el durmuyor. Ben yerin dibine girdikçe o beni lağım çukurundan çıkarmaya çalışıyor. Tekmeliyorum. O lağım çukurunda bok içinde yüzmek istiyorum. Çünkü biliyorum ki boka batana kimse daha fazla kötülük yapmıyor. Ve o an fark ediyorum ki yirmi yıl sonra ilk defa gerçekten üzerime yapmışım. Paçalarımdan kahverengi dışkılar akıyor. O el beni çekiştirmeye devam ediyor. Bir an göz göze geliyoruz. O kısacık anda gördüğüm mavi gözleri hemen tanıyorum. Hayır bu sefer izin vermeyeceğim. Bu Nazi’nin bana tecavüz etmesine izin vermeyeceğim doktor. Boka batmama rağmen peşimi bırakmayan bu piçe bu sefer istediğini vermeyeceğim. Kaçmaya çalışıyorum. Kolumu öyle sıkı tutuyor ki kurtulamıyorum. Şişe devrilip taş zeminde kırılıyor. Ama bu sefer şanslıyım. Yalnız değiliz. Bu sefer iyilik meleğim yanımda. İlk defa iyilik meleğim beni yalnız bırakmıyor. Şaşırıyorum! Hepimizi unuttuğunu sandığım Tanrı’m beni koruması için bir melek gönderiyor. Öyle güzel ki, meleklerin kanatları var biliyor musun? Bembeyaz tüyden kanatları… Ona gülümsüyorum. Yüzü anneme benziyor. Adam "Heil Hitler!" diyor. Ya da ben onun boğazını keserken "Heil Hitler!" diye bağırıyorum. Meleğime bakıyorum, yavaş yavaş kayboluyor. Huzurluyum. Çok huzurluyum.

Doktor: O odadan çıkarak hızla ormana koşmanı istiyorum Angela. Artık o evde kalmana gerek yok. Arkana bile bakma. Ne kendi yüzüne ne de öldürdüğün kişinin yüzüne bakma. Hemen buraya gelmeni istiyorum. Gözlerini aç Angela. Yanımdasın.

Hasta: Ne oldu doktor? İşimiz bitti mi? Artık mezuniyetime gitmek için hazırlanabilir miyim? Sahi artık bana ayna verebilir misin? Kapıda Elliah’la karşılaşabilirim. Bugün buraya geleceğimi biliyordu. Bana sürpriz yapmış olabilir. Neden ayna istediğimi merak etmiyor musun doktor? Yoksa daha önce bu hikayeyi anlattım mı? Toplama kampındayken herkes çok güzel olduğumu söylerdi. Büyüdükçe güzelleştiğimi, kampta bile yüzümdeki ışığı kaybetmediğimi söylerlerdi. Ama ben kendimi göremezdim. Bir aynam olmadığı için kaşıktaki yamuk yansımamdan hep çirkin olduğumu, beni mutlu etmek için yalan söylediklerini düşünürdüm. Ama sonra, o kamptan kurtulunca hastanede ilk önce ayna istedim doktor. Neye benzediğimi görmek istedim. Hemşire bana bir ayna uzattı. Saçlarımı geriye doğru düzeltti ve "çok güzelsin," dedi doktor. Gerçekten güzeldim. Her şeye rağmen güzeldim. O yüzden artık aynalara bağımlıyım. Mezuniyetime gel olur mu? Kendimi yalnız hissetmeyeyim.



*Bu öykü, Yazı - Yorum dergisi için yazılmıştır. Aşağıdaki linkten ilgili sayıyı okuyabilirsiniz.

https://www.yazi-yorum.net/assets/pdf/25sayi-indir-61.pdf






  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
  • Gri LinkedIn Simge