Ara

CEHENNEMDEN MEKTUBUN VAR

Aşk sevdiğinin kokusunu içine çekmek isterken üzerine sinmiş başka kokuları ancak ölüm kokusuyla yok edebileceğini bilmektir.


Sevgili Nilgün,

Sana "sevgili" diye hitap etmem hiç doğru değil biliyorum. Ama mektup yazmanın bir adabı vardır ve ben edebiyatı çok seviyorum. Sizli konuşup aramıza mesafe de koymayacağım. Bu dünyada aynı erkeği paylaşan iki kadından daha samimi kim olabilir ki? Aslında mektuba başlarken kendime bir söz vermiştim. Yazdıklarıma dikkat edecek, seni kırmamaya özen gösterecektim. Bu dünyadan içimde kin tutarak gitmenin doğru olmadığına karar vermiştim. Sonra seni düşündüm. Gözümün önüne geldiğin anda içimde inanılmaz bir tiksinme duygusu oluştu. Dış güzelliğinin içini tamamen küflendirdiğini bilmek beni iğrendiriyor. O yüzden dokunaklı ve güzel temennilerle dolu bir mektup yazamayacağım. Ama elimden geleni yapacağıma emin olabilirsin. Bir katil ne kadar sevecen olabilirse; nefret ettiği insana karşı ne kadar nazik olabilirse o kadar nazik davranacağım. Şimdi bana kızgınsın biliyorum. Çocuklarının benim yüzümden babasız büyüyeceğini düşünüyor, önce bana sonra da benim gibi bir kadına aşık olduğu için kocana beddua okuyorsun. Boşuna zahmet ediyorsun. İki ölünün arkasından okuyacağın beddua boşa gider biliyor musun? Hem senin gibilerin bedduasının tutacağına da pek inanmıyorum. O yüzden sen iyisi mi zamanını bizimle harcama. Cehenneme inanıp oraya gitmemiz için Tanrı’ya yalvarma. Zaten cehennem varsa bana kötülük değil, iyilik yapmış olursun. Beni içten içe eriten öyle bir ateşle boğuşuyorum ki; bedenimin cayır cayır yandığını, aldığım nefesin akciğerlerimi acıttığını her gün hissediyorum. O yüzden cehennem ateşinin bedenimi bundan daha fazla yakabileceğini sanmam. Hayır hayır, bana cehennemi yaşatan yaptıklarımın acısı değil. Aşık olduğum adamı her gece başka bir kadının koynuna yollamaktı acıtan. Sen kocanın sıcaklığında huzurla uyurken; ben kokusu sinmiş yastıklara sarılıyordum. Bu ilişkide yalnız kalmayı hak eden sen, senin günahlarını yaşayan ben oldum. Ama artık çok huzurluyum. Çünkü artık aşık olduğum adamı sadece toprakla paylaşacağımı biliyorum. Bedenlerimizin hissedemediği huzuru ruhlarımızın bulacağına inanıyorum. Oysa şimdi senin canın acıyor değil mi? Acısın! Sana bu satırları canını çok daha fazla acıtmak için yazıyorum. Onu özlüyorsun değil mi? Özleme! Çocuklarına zaman ayır ve onu unut. Yaşarken bizi yeterince huzursuz ettin bari ruhlarımızı rahat bırak! Seni aldatan bir adamın ardından dökeceğin gözyaşlarını kendine sakla. Aldatıldığını bile bile terk etmeye cesaret edemediğin, aşağılanmalara, çocuklarının önünde tartaklanmalara katlandığın için, tacizci bir adamı mutlu etmeye çabaladığın için kendine ağla!

Aslında kocanla birlikte seni de öldürmeliydim belki de. Senin kadar zayıf bir insanın bu hayata veya çocuklarına verebilecek nesi olabilir ki? Belki üçümüzü bir eve tıkayıp benzini üzerimize döküp ateşe vermeliydim. Sen acılar içinde bağırırken ben ateşle dans etmeliydim. Ama öncesinde bu yazdıklarımın hepsini yüzüne söylemeliydim. Cehennem ateşini hepimiz fazlasıyla hak edecek kadar kötüyüz çünkü. Sen de kötüsün. En az benim kadar kötüsün! Hayır sen kötü bile olamayacak kadar korkaksın aslında! Ama korkma seni öldürmeyeceğim. Çünkü bu yazdıklarımı okuyup gerçeklerle yüzleşmeni ve acı çekerek yaşlanmanı, pişmanlıklarla ölmeni istiyorum. Cesaretin olsaydı da intihar etseydin. Çocuklarını bahane edip onu bile yapamayacak kadar acizsin. Halbuki biliyor musun çocuklar babalarının ruhunu taşır. Onun derinliğinde kaybolur. Senin çocukların da babalarının ruhunu taşıyor. Ne kadar iyi bir insan olmaya çalışırlarsa çalışsınlar içlerindeki kötülük buna asla izin vermeyecek. İşte bu yüzden intihar etmelisin ki çocuklarını da kocan gibi koruyup başkalarının canının yanmasına vesile olma! Bırak onlar yaptıkları kötülüklerin cezasını çeksinler.

Evet Nilgün. Seni çok iyi tanıyorum. Ne demişler dostunu yakınında tut, düşmanını daha da yakın. Ne kötülüğünden bahsettiğimi düşünüyorsun değil mi? Hemen anlatayım. Ablanın yüzüne nasıl bakıyorsun dersem yeterince açık olur mu? Evet her şeyi biliyorum. Çünkü biz kötü olan taraftayız ve yaptığımız kötülükleri birbirimize anlatarak çürümüş ruhlarımızın daha çok kokuşmasına izin veriyoruz. Zehrimizi birbirimizin bedenine sahip olurken panzehire dönüştürüyoruz. Kötülükten besleniyoruz. Bizim sebebimiz var. Biz ruhlarımızı babamızdan aldığımızı inkar etmiyoruz. Biz içimizdeki kötülüğü bastırmıyor, iyi biriymiş gibi rol yapmıyoruz. Peki sen neden böylesin Nilgün? Kötülüğün yayılmasına neden izin veriyorsun? Yeğenlerinin ufacık vücudunda o sevgili kocan ellenmemiş yer bırakmazken, sen bunu neden herkesten saklıyorsun? Olanları bile bile, gözünle gördüğün bir kötülüğün neden içinde yer alıyorsun? Söylesene kocanın bir çocuğu ellediğini görmekten zevk mi alıyordun? Kendi hayatını bok ettiğin yetmezmiş gibi ufacık çocukların da zehirlenmesine bu yüzden mi izin veriyordun? Yoksa korkaklığın tüm kötülükleri emecek kadar büyük bir virüs mü vücudunda? Bu yaptığın kötülükten de beter biliyor musun? Bir annenin buna göz yumması dünyadaki tüm kötülüklerden beter. Korkaksın sen! Dünyadaki en tehlikeli insan türüsün! Bir kötülüğü sezebilir ve ondan kaçabilirsin. Ama bir korkağın ne zaman ne yapacağını asla tahmin edemezsin. Benim seni yargılamaya hakkım yok diye düşünüyorsun değil mi? Düşünme! Çünkü seninle bir farkımız var. Ben kötü olduğumu biliyorum. Sen ise bahanelerin arkasına saklanıp kendini iyi bir insan olduğuna, herkesin iyiliği için bazı şeyleri sakladığına inandırıp ruhunu rahatlatıyorsun. İçindeki virüsün salgına dönüşmesine ve çevrendeki herkesi hasta etmesine göz yumuyorsun. Dedim ya dünyadaki en tehlikeli türsün. Bunları yazarken pişmanlık duymanı değil acı çekmeni istiyorum. Benim gözümden dünyayı görmeni istiyorum. Bir kadının aşık olduğu adamı neden öldürdüğünü anlamanı istiyorum. Kötülükle korkaklığın farklı olduğunu, kötünün cehennemi isteyerek yaşadığını bilmeni istiyorum. Korkak ise korktuğu için o cehennemden bile çıkacak cesareti bulamaz. Ben yanmaktan zevk alıyorum. Sense kendi yanıklarını bahane ederek başkalarını da ateşe veriyorsun. Dünyadan bizim gibilerin eksileceğini düşündüğümde doğru bir şey yaptığımı biliyorum. Sense dünyada kendin gibileri büyüterek kıyametin ta kendisi oluyorsun. Bir insan aşık olduğu adamı neden öldürür diye soruyorsun değil mi? Onun kanıyla benim gözyaşım birbirine karıştığında kalbime saplanan o his var ya… Hiçbir duygu aşık olduğun adamın kanının gözyaşlarınla karıştığını görmekten muhteşem olamaz. Hiçbir cümle aşık olduğun adamın kalbini elinde tutmaktan daha iyi aşkı betimleyemez.

Sana kocanın öldürüldüğünü söylediklerinde "Nasıl?" diye sormamışsındır bile değil mi? Bir silahla, tam kalbine isabet eden bir kurşunla hemen oracıkta öldüğünü düşünmüşsündür. Çocuklarına öldürüldü diyecek cesareti bulamamış, kalp krizi geçirdiğinden bahsetmişsindir. Kocanın senin yüzünden, onu terk edecek cesareti bulamadığın için acılar içinde can çekişerek öldüğünü öğrenmemek için morga girip yüzüne bakmamış, gasilhanede kocanı yıkamamışsındır. Şaşırma! Dedim ya seni çok iyi tanıyorum. Dirisine deliler gibi sahip çıktığın kocanın ölüsüne beş dakika tahammül edemedin. "Onun öldüğünü kabul etmek istemedim," diye geçiriyorsun içinden. Kendine yalan söylemeyi ne zaman bırakacaksın korkak? Ne zaman kendine itiraf edebilecek kadar cesur olacaksın? Ne zaman kocam benim yüzümden öldü diyeceksin?

Kocan senin yüzünden öldü. Onu terk etmediğin için öldü. Şahit olduğun tüm kötülükleri gizlediğin, kötülükle savaşacak cesareti gösteremediğin ve onu koruduğun için öldü. Onu benden başka kimsenin koruyamayacağını anlaman için öldü. Kötülüğü ancak ruhu ateşler içinde yanan, o kötülükten daha şeytani bir ruha sahip olan birinin yok edebileceğini anlaman için öldü. Senin hayatın kararsın diye öldü. Hem de ne ölmek! Canını almam için bana yalvardı. Aşık olduğu adamı öldürebilecek biri senin gözünde psikopattır değil mi? Hadi ordan! Sen aşk nedir bilir misin ki? Bak sana anlatayım. Aşk sevdiğinin kılına zarar gelmemesi için elinden geleni yaparken; ona en çok zararı bile isteye verdiğin bir kısır döngüdür. Aşk sevdiğinin kokusunu içine çekmek isterken üzerine sinmiş başka kokuları ancak ölüm kokusuyla yok edebileceğini bilmektir. Aşk senden başkasını görüyor diye sevdiğinin gözlerini oymaktır. Senin ona aşık olduğunun yarısı kadar bile aşık olacak cesareti olmayan, yalnız seninle yetinmeyen bir adamın kalbini çıkarıp kutuda saklayan cellat olmaktır. Sen aşktan ne anlarsın! Sen aşık olmaya bile korkarsın. Elinden kaçırmamayı aşk sanırsın!

Ve evet, ben bunların hepsini yaptım. Sevdiğim adamın gözlerini de oydum, kalbini çıkarıp kutuya da koydum. Bunu yalnızca aşk için yapmadım üstelik. Biraz da senin için yaptım. Gerçekleri görebilmen için. Ama bu kadar korkak olabileceğini tahmin edemedim. Eğer morgda kocana son bir defa bakacak kadar cesaretli olsaydın kalpsiz ve seni istemeyen bir insanla evli olduğunu görecektin. Sana bunu gösterebilmek için onca çabalamama rağmen sen yine korkaklık ettin. Kocanın bedeninde senin için bıraktığım notu görseydin bu mektubu yazmamı engelleyebilirdin. Hayatına eskisi gibi devam edebilir, yalnızca hayatında bir defa göstereceğin cesaret sayesinde tüm bu olacakların önüne geçebilirdin. Ama yapamadın. Kocanı ölmeden önceki haliyle, eskiden olduğu gibi hatırlamak istediğin yalanına kendini inandırdın ve beni ölümünün detaylarını anlatmak, bildiğim her şeyi açıklamak zorunda bıraktın.

Hazırsan başlıyorum. Biliyorum ki sonuna kadar okuyacaksın. Çünkü artık kendini suçlamaya başladın ve ancak yazdıklarımı okuyarak cezanı çekebileceğini düşünüyorsun değil mi? Yaptıklarının bedelini sana okudukların ödetmeyecek, ablan ve çocukların ödetecek. Hemen korkma. Onlara henüz bir şey anlatmadım. Zaten ben değil, sen anlatacaksın. Anlatmak zorunda kalacaksın. Kocanın cinayetiyle suçlanmaktan kurtulmak için bu mektubu seni tutuklamaya gelenlerle paylaşacaksın. Bu arada kocanı öldürüp suçu senin üzerine atmayı çok düşündüm biliyor musun? Hiçbir şeyi itiraf etmeden öylece bu dünyadan gitmeyi, seni dört duvar arasında çürütmeyi istedim. Ama sonra seni hapishanede hayal ettim. Bu iyi ve adil bir ceza olmazdı. Çünkü o zaman kendini günah keçisi ilan edebilir ve içini rahatlatabilirdin. İşlemediğin bir cinayet yüzünden yargılandığın için ablan da dahil herkesin üzerine titremesini sağlayabilirdin. İçinin rahat olmasını istemiyorum Nilgün. Suçlayacak birilerini bulup kendini temize çıkarmanı istemiyorum. Tüm bu pisliğin içinde kirlene kirlene boğulmanı istiyorum. Bundan beş gün önce kocan ayrılmak istediğinde "Seni o karıya yar etmem!" dediğin için pişmanlıktan delirmeni istiyorum. Kocan aynı gece sana tokat atıp benim yanıma geldiğinde "Bırakmıyor kaltak peşimi, terk etmeyecek beni," deyişinin kulaklarında her gün çınlamasını istiyorum. Onu yeğenlerine yaptığı tacizle tehdit ederek yanında tutacak kadar aşağılık, kendine zerre saygısı olmayan bir kaltak olduğunu görmeni istiyorum. Ölmeden önce acılar içindeyken bile bana "Seni Seviyorum," dediğini bilmeni istiyorum. Sen onu zehirlerken ben onun panzehiriydim. Peşinden ölüme gideceğimi bildiği için seni değil, beni seviyordu. Korkak olmadığım için seni değil, beni istiyordu. Öleceğini bile bile seni değil, beni arzuluyordu. Ölüm sırasında orgazm olan insanlar olduğunu biliyor muydun? Ya da katillerin çoğunun birini öldürürken seksten aldığı zevkin kat ve katı zevk aldığını? Biz biliyor ve hep merak ediyorduk. İkisini de tadacak kadar cesur olduğumuz için sen yalnız kalıyorsun biz ise cehennemde buluşuyoruz.

Kocanın gözlerini hatırlıyor musun Nilgün? Basit, sıradan kahverengi gözlerine hiç dikkatle baktın mı? İçinde yeşil noktalar olduğunu fark ettin mi? Göz bebeklerinin diğer insanlara nazaran daha büyük olduğunu biliyor muydun mesela? Onu öldürürken bana bakmasını istediğim için, acı çekerken göz bebeklerinin daha da büyümesini hayranlıkla izlemek için, onunla her an göz göze gelmek için uzun kirpiklerinden göz kapaklarını açarak yapıştırdığımı söylesem ne hissedersin? Benden daha çok nefret eder misin? Kendisini görmesi için, son defa sevişirken bizi izlemesi için, bıçakla açtığım yaralardan akan kana bakması için karşımıza ayna koyduğumu söylesem bu mektubu okumayı bırakır mısın? Tabii ki bırakmazsın. Sonuna kadar okuyacaksın ve yırtıp atmak yerine hayatın boyunca saklayacaksın. Cinayet hakkında delil arayan polislere bile bahsetmek istemeyeceksin. Hatta bu dünyadaki çoğu insandan çok daha büyük bir sırrın olduğu için kendinle övüneceksin. Yaptıklarının ortaya çıkması yerine mektubu kendine saklamayı isteyeceksin. Böyle küçük şeylerle kendini tatmin edeceksin. Hayatı bizim gibi cesurlar yaşarken senin gibi korkaklar sırların arkasına saklanırlar. Ama hangi sırrı saklamayı seçeceksin ha? Bu sefer başkaları yerine kendi hayatını karartmayı göze alabilecek misin?

Kocanın dudaklarını hatırlıyor musun Nilgün? En son ne zaman öpüştüğünüzü hatırlıyor musun? Dolgun dudakları vardı. O dudaklar dudaklarıma değdiğinde ağzımda tatlı ekşi bir tat bırakırdı. Aynanın karşısında tam arkasında durdum. İkimize baktım. Uzun uzun anlatması için sorular sordum. Dudaklarından dökülen her kelimeyi kulaklarım dolup taşana kadar içine doldurdum. Sonra o konuşurken ben kucağına oturdum. Çıplak bedenimi bedenine sarıp ellerimi boğazına doladım. Biraz da susması için boğazına kesikler atmaya başladım. Çünkü anlattıklarından sıkılmaya başlamıştım. Artık onunla tek beden olmalıydım. Sevişirken kocanın teninin kokusu bana yetmezdi Nilgün. Ne kadar içime çeksem de akciğerlerimi onunla dolduramazdım. Daha içerinin, en içerinin kokusunu isterdim. İşte bu yüzden daha derin kesikler atmaya başladım. Son defa sevişirken en büyük arzunu gerçekleştirecek olmanın verdiği zevki hayal edebilir misin Nilgün? Boğazına attığım daha derin bir kesiğe önce burnumu yaklaştırdım. O da yetmedi. Kanının tadını merak ettim. Kanı kanıma karışsın istedim. Ama hemen vampir hikayeleri düşünme. Benimki çok daha masumca bir kana susamaktı. Çocukken en sevdiğimiz arkadaşlarımızla kan kardeş olduğumuz anlardaki gibi saf. Aşık olduğun adamın damarlarımda dolaştığını hayal edecek kadar tahrik edici. Kocan boğazındaki kesik yüzünden zor nefes alırken ben ona kan kardeşimi anlattım. Arkadaşımın parmağına bıçakla çizik attığımda aldığım zevki ve bunun beni hem çok korkuttuğunu hem de zevk verdiğini anlattım. Ne zaman ki beni çok sevdiğini ve birlikte mutlu olabileceğimizi durmadan tekrarlamaya ve artık bunu inandığı için değil, ölümden korkmaya başladığı için yaptığını anlamaya başladım; işte o an dudaklarını elimdeki sigarayla yaktım. İnsan acıyı tüm bedeninde hissedince ve ölüme yaklaştıkça korkmaya başlıyor Nilgün. Ve ben kimsenin gözlerinin içinde korkuyu görmek istemiyorum. Korkunun yüzde bıraktığı ifadeden tiksiniyorum. Senin yüzünde hep o ifade olduğu için sana tahammül edemiyorum. O sırada kocanın ifadesinde seni gördüğüm için sigarayı öyle derine, öyle güçlü bastırdım ki içim biraz rahatladı. Kocan konuşamadı Nilgün. Ne seni kötüleyebildi ne de bana aşkından bahsedebildi. Zaten seni anlatmasından da sıkılmıştım. Ne mal olduğunu yıllarca dinlemiştim. Artık susma zamanıydı. Ölüm öncesi sessizlik sözünü bilir misin? Bana işte o sessizlik lazımdı. Bağırmalar, yalvarmalar olmadan sessizce ölmeliydi insan. Son dakikalarını hayatı boyunca konuşmalarına saymalıydı. Ölümü susarak karşılamalıydı. Nefes aldığı her anda menfaatleri için her türlü pisliği yapan insanoğlu ölürken asil olmalıydı. Ama kocan bunu başaramadı. Bir türlü susmadı Nilgün. Ağzından kelimeler çıkamayınca gevelemeye başladı. Beni anlamsız sesler çok rahatsız eder. Özellikle aşık olduğum adam erkek gibi acıya göğüs geremiyorsa mutsuz olurum. Onu o halde yalvarırken görmek beni çok mutsuz etti. Bir zaman sonra o mutsuzluğum beni iyice agresifleştirdi. Ağzını ellerimle ikiye ayırmak istedim. Derisi yırtılana kadar çekmek istedim. Eğer bu küçük oyunuma biraz olsun katlanabilseydi, sessiz kalıp acıyla başa çıkabilseydi, ölümden korkmasaydı belki de ölmezdi biliyor musun? Ölüm oyunumuz sadist sevişmelerimizden birine dönüşebilir, karşılıklı sigaralarımızı yakıp seni nasıl öldüreceğimizi tartışabilirdik. Ama olmadı. Yalvaran gözlerine bakıp içimden geçtiği gibi ellerimi ağzına soktum ve tüm gücümle ayırmaya çalıştım. Ben acınacak bir adamı sevmedim ki! Ben güçlü, acımasız bir adamı sevdim. Acı çekerken zevk alan bir adamı sevdim. Neden o gün sana benzedi kocan Nilgün? Bana neden bunu yaptı?

Sana yazmaktan sıkıldım biliyor musun? Bu mektubu gözyaşlarıyla okuyacağını düşündükçe bütün yazma hevesimi kaçırıyorsun. Kocanın acılar içinde kıvranarak, can çekişerek öldüğünü bil yeter. Yaşarken aşık olduğum adamın ölürken tam bir yabancıya dönüştüğünü anlatmak yeterince canımı sıkıyor. Bir de senin gözlerinde korkaklığın izleriyle satırlar arasında dolaşacağını düşünmek istemiyorum. Çünkü o zaman önce seni sonra kendimi öldürmek istiyorum. Ama bunu yapmamalıyım biliyorum. Sen burada kalmalı kendi cehenneminde yanmayı öğrenmelisin. Sen yaşarken ölmeyi deneyimlemelisin. Kocanla beni kendi cehennemimizde rahatsız edemeyecek kadar uzağımızda can çekişmelisin.

Sen bu satırları okurken ben çok uzaklarda olacağım.

Hayatım boyunca birilerine bu anlamlı sözleri yazmak istemiştim biliyor musun? Ama tabii ki aşık olduğum adamın karısına yazacağımı ve bu sözlerin benim intiharımı anlatacağını hayal etmemiştim. Mektuba ‘Sevgili’ diye başladıysam ona uygun şekilde bitirmeliyim öyle değil mi? Ama lütfen kendine iyi bak dememi bekleme. Çünkü kendine bakmanı filan istemiyorum. Dilerim hayatın boyunca senin yüzünden birilerinin öldüğünü, korkaklığının bedelini küçücük çocukların ödediğini bilmenin yüküyle acılar içinde son nefesini verirsin. Ve o an geldiğinde, hayatın gözlerinin önünden film şeridi gibi geçerken bu mektubu okuduğun anda kaset durmadan başa sarmaya başlar. Son hissettiğin duygu pişmanlık olur. Cehennemde yanma korkusuyla geberip gidersin.

Babalarının ruhundan bir parçayı sonsuza kadar taşıyacak olan çocuklarının gözlerinden öperim. Artık o babayla kavuşma zamanı…

  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
  • Gri LinkedIn Simge